Kişisel Blog

Venedik Mimari Bienali ve Mimaride Sürdürülebilirlik Paradoksu

Geçtiğimiz mayıs ayında, Venedik’te 18. Uluslararası Mimarlık Bienali açılışını yapmıştı. Kasım 2023 sonuna kadar sürecek Venedik Mimarlık Bienali’nde bu yıl öne çıkan konulardan bir ise sürdürülebilirlik. Sürdürülebilir mimari için yeni yaklaşımlar, çalışmalar, tartışmalar öne çıkarken bazı ünlü mimarlar da projelerini sunuyor. İçinde bulunduğumuz çağın en önemli kavramlarından biri olan sürdürülebilirliğe ayrıca önem verilmesi, gezegenimizin geleceğini koruma açısından oldukça önemli.
 
Bienaldeki farklı pavyonlarda sergilenen projelerin ortak noktası, sürdürülebilir mimari ve bunu destekleyecek sürdürülebilir yapı malzemeleri. Örneğin Mimar Yasmine Mahmoudieh, Metamorfoz isimli sergisinde 3D baskı ile mimari ve sanatı bir araya getiriyor, plastik kirliliği ve yeni kaynaklara olan ihtiyacı vurguluyor. Mimar Norman Foster ise sürdürülebilir binalara herkesin erişim hakkını vurgulamak için Essential Homes Araştırma Projesi ile kendini gösteriyor. Düşük karbon salınımı ve enerji tasarrufu için farklı malzemeler ve tasarım biçimlerinden yararlanan mimar; modüler, güvenli ve düşük karbon izine sahip projesini sergiliyor.
 
Kısacası dünyanın en ünlü mimarları, bienal için hazırladıkları projelerde sürdürülebilir mimari için atılabilecek adımlara dikkat çekmeye, yeni yaklaşımlara ihtiyaç olduğuna, ihtiyaçların ve gerekliliklerin merkeze alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Ancak içinde bulunduğumuz dönemin üst ruhu bu olsa da mimarinin geleneğinde yatan kalıcılık ile sürdürülebilirlik arasında ilginç bir ilişki olduğunu da söylemek gerekiyor.
 
Tarih boyunca hemen her kültürde mimarlardan beklenen, çok uzun yıllar boyunca kalıcı olacak yapılar tasarlamalarıydı. Hatta devletler için kalıcı görkemli yapılar, prestijlerini yansıtmak için bir araç olarak görülüyordu. Günümüzde de aslında bu görüş tam olarak kaybolmuş değil. Bu da kalıcılığı sağlayacak malzemelere ve uygulamalara olan yönelimi beslemeye devam ediyor. İşte, bu noktada bir karmaşık durum kendini gösteriyor.
 
Kalıcı Yapılar mı, Sürekli Değiştirilebilir Yapılar mı?
 
Olimpiyat oyunlarını ele alalım. Çin, Kanada, Rusya, Yunanistan gibi birçok farklı ülkede olimpiyatlar için büyük, güçlü yapılar inşa ediliyor. Tüm dünyanın ilgisini çeken bu organizasyonlar için inşa edilen ve prestiji artıracak birçok tesis, organizasyonun ardından ise atıl kalıyor. Zaman zaman çeşitli projeler geliştirilerek bu tip yapıların kullanım alanları artırılmaya çalışılsa da genellikle uzun yıllar kullanılmayan yapılar için bakımlar sürdürülüyor. Bu da hem çevreye hem de ekonomiye etkiyi beraberinde getiriyor.
 
Ayrıca modern mimari anlayış, planlı eskitmeyi benimsiyor. Buna göre yapıların düzenli olarak yıkılması, düzenlenmesi, yenilenmesi gerekiyor. Bu da sık sık yeni kaynaklarla yeni yapıların inşa edilmesini, “eski” yapıların yıkılmasını gerektiriyor. Üstelik günümüzde trendler ve ihtiyaçlar da hızla değiştiği için dün çok gerekli olan yapılar bugün işlevsiz hale gelebiliyor. Alışveriş merkezleri, spor tesisleri, festival alanları derken değişen ihtiyaçlar, beklentiler, trendler ile mimari anlayış daha da karmaşık bir hal alıyor.
 
Bir yandan sürdürülebilir mimari anlayışa uygun yapılar inşa edilmesi arzulanırken diğer yandan tüketim toplumunun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik alanlar inşa edilmesi talebi, yapı sektörünü içinden çıkılması güç bir konuma yerleştiriyor. Mimari kalıcılık ile trendlere göre hızlı değişim arasında kalan sektör, kendine bir yol bulmaya çalışıyor. Ancak “Kalıcı yapılar mı inşa edilmeli, yoksa her an değiştirilebilen yapılar mı inşa edilmeli?” sorusu ise uzun bir süre daha tartışılacak gibi görünüyor.
 
Girişimcilik
Şehircilik ve Çevre
İnovasyon