Kişisel Blog

İskandinav Mimarisinden Sürdürülebilirlik Konusunda Öğreneceklerimiz Var!

Zaman zaman dünyanın en mutlu ülkeleri listeleri herkesin karşısına mutlaka çıkar. Bu listelerde de mutlaka İskandinav ülkeleri üst sıralarda yer alır. Bunun sosyo-ekonomik sebepleri olduğu gibi kültürel nedenlerinden de söz etmek mümkün. Dünyanın birçok bölgesine kıyasla daha soğuk, nemli, sert ve gri olarak tanımlanabilecek İskandinavya iklimine rağmen ortaya çıkan felsefeler sayesinde en mutlu olmayı başarmış olmaları çeşitli çalışmalarda ele alınıyor. Üstelik bu felsefeler ve yaklaşımlar yalnızca günlük hayatta değil, mimaride bile kendini gösteriyor, ortaya İskandinav mimarisi olarak anılan bir stil çıkıyor.

İskandinav felsefesinin temelinde minimalizm ve sürdürülebilirlik yatıyor. Doğa ile iç içe bir yaşam sürülen ve seyrek nüfusunun yaşanabilir alanlara yayılmasını hedefleyen İskandinav mimarisinde tasarım anlayışı, sadelik ve verimlilik ilkeleri üzerinden ilerliyor. İyi yaşamak ve doğa ile kurulan bağı güçlendirmek için bu anlayış ile inşa edilen yapılar ve genel şehircilik anlayışı, içinde bulunduğumuz iklim krizi karşısındaki panzehir olan sürdürülebilirlik için de hepimize ışık tutabilir.

Genel olarak soğuk ve sert bir iklimin hüküm sürdüğü İskandinav mimarisinin özelliklerine daha yakından baktığımızda karşımıza bazı temel ilkeler çıkıyor. İlk olarak verimlilikten bahsetmek gerek. Doğa ile dost olmak üzerine yola çıkan bu mimaride, soğuk iklimin ve doğa ile iç içe olma arzusunun getirisi olarak yalıtım ve doğal malzemeler öne çıkıyor. Yapılar, modern teknolojinin nimetlerinden de yararlanılarak güçlü yalıtım malzemeleri ile inşa ediliyor. Böylece iç ortam ısısının korunması ve enerji verimliliğinin artması hedefleniyor. Yani daha az enerji harcanan korunaklı yapılar inşa etmeye öncelik veriliyor.

Ayrıca güneş ışığından ve gündüzün doğal enerjisinden mümkün olan en yüksek seviyede yararlanabilmek için geniş pencereler, çatı pencereleri, mümkünse cam duvarlar ve açık alanlar da İskandinav mimarisi temel özellikleri arasında yer alıyor. Uzun süren kış mevsimlerinde güneş ışığından yoksun kalan bu coğrafyada doğal ışıktan faydalanmak için içeri girmesine imkan sağlayacak bir stil belirlemek oldukça mantıklı. Buna ek olarak geniş pencereler, dışarıdaki doğa ile de güçlü bağlar kurulmasına yardımcı oluyor. Yani doğanın parçası olmak isteyen İskandinav kültürü, bunu mimari anlayışına ve yaşam alanına da yansıtıyor.

Sadelik, Verimlilik, Aydınlık

İskandinav kültürünün bir parçası olan minimalizm de mimari ve iç mimaride kaçınılmaz olarak kendine yer buluyor. Ana felsefesi “Az çoktur.” olan minimalizm, mümkün olan en az eşya ile en az tüketimi sağlamayı öğütler. Bu da sadelik ve işlevselliği beraberinde getirir. Bu nedenle İskandinav mimarisi örneklerinde sade tasarımlı ve işlevsel yapılar bolca görülür. Yapılarda yer verilen hemen her detay, gerekli olduğu için oradadır ve yararlıdır. Temel şekiller ve doğal renklerle bezenen bu yapılar, minimalist estetiği de yansıtır.

Tabii bu yaklaşım sadece teker teker yapılarda değil, şehirleşmede de kendini gösterir. İskandinav şehir planlamasında çevreye duyarlı, doğa ile iç içe, doğal ışıktan faydalanma imkanı sağlayan, sosyalleşme fırsatı sunan, teknolojinin bu anlayışa hizmet eden yeniliklerinden de faydalanan bir yaklaşım mevcuttur. Bu yaklaşım ile doğanın şehrin dışında ayrı bir alan olmak yerine şehrin ve yaşamın bir parçası olması hedeflenir. Yani şehrin doğaya gitmesi yerine doğa, şehirde temel bir parça olarak kabul edilir.

Bunlara ek olarak yapıların inşa sürecinde doğal malzemelerin, özellikle ahşabın kullanılması da yaygındır. Kentsel ortamın içinde olan doğayı yaşam alanının bir parçası olarak da değerlendiren bu anlayışta, yapılar ahşap malzeme ile de inşa edilir.

En başta da belirttiğim gibi günümüzde iklim krizi ile doğal yaşamın tehlike altına olması karşısında öne çıkan sürdürülebilirlik, İskandinav mimarisinde kendisine yer buluyor. Konfor, verimlilik, sadelik ve doğa ile iç içe olma temellerinden hareket eden İskandinav mimarisinin bu felsefesi, şehircilik ve yapılaşma açısından hem bize hem de dünyanın geri kalanına da örnek olabilir. Ege Yapı projelerinde de üzerinde hassasiyetle durduğumuz “doğa ile iç iç olma” anlayışı ülkemizde ve dünyamızda yaygınlaştıkça daha az tüketip daha verimli yapılar inşa edebilir, gezegenimizin geleceğini tehlikeye atmanın önüne geçebilir, geleceğe daha güvenli bir yaşam alanı bırakabiliriz.
Girişimcilik
Şehircilik ve Çevre
İnovasyon