Kişisel Blog Sitesi

Home Office Çalışma Alışkanlığı Türkiye’de Yaygınlaşacak mı?

Koronavirüs salgınıyla birlikte tüm dünyada insanlar evlerine çekildi; ortak yaşam alanları, AVM’ler, spor alanları kapatıldı. Aynı şekilde ofisler de kullanıma kapatılan yerler arasına dahil oldu. Tabii iş yerleri kapatıldı, ama iş hayatı tüm hızıyla devam ediyor. Milyonlarca insan, ofise gitmek yerine home ofis şekilde çalışmaya başladı. Toplantılar, iş görüşmeleri, sunumlar, günlük işler; teknolojinin de yardımıyla online düzende yürütülür hale geldi.

Başlarda bu yeni düzene alışmak biraz zaman alsa da birkaç hafta içinde çoğu çalışan ve işveren için home ofis çalışmak bir zorluk olmaktan çıktı. Hatta birçok sektör içinde aslında her sabah işe gidip günü ofiste geçirmenin -sanılanın aksine- bir gereklilik olmadığı da fark edildi. Her sabah trafikte zaman geçirmek ve her akşam aynı yolu tekrar dönmek yerine günü ofis dışında geçirerek de tüm işleri yürütmenin mümkün olduğu görüldü. Birçok ülkede yapılan araştırmalar da hem işverenlerin hem de çalışanların yarısından fazlasının, karantina uygulamaları bittikten sonra bile home ofis çalışmaya gönüllü olduklarını ortaya koyuyor. Hatta bazı sektörlerde bu oran çok daha yüksek.

Bu noktada tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda popülerleşen coworking yani ortak çalışma alanları gündeme geliyor. Bilindiği gibi açık ofisler, üye olunabilen ve birçok farklı şirketten kişinin bir arada çalışabildiği paylaşımlı ofis ortamları. Hızlı internet bağlantısı, yiyecek içecek ikramı, toplantılar için özel ofislerin kullanılması gibi birçok avantaj sunan paylaşımlı ofisler, aynı zamanda benzer sektörlerdeki insanlar arasında iletişim kurulmasını da sağlıyorlar. Bu bakımdan değerli olduklarını söylemek mümkün.

Ancak koronavirüs sonrası iş hayatı ve günlük hayatta değişmeye başlayan alışkanlıklar ve davranışlar, paylaşımlı ofislerde de mutlaka etki gösterecektir. Ortak masalarda daha mesafeli oturmaktan ortak kullanılabilen cihazların hijyeni kadar birçok konuda değişiklikler olması kaçınılmaz. Yeni sisteme uygun oturma düzeni ve hijyen politikasıyla salgından sonra paylaşımlı çalışma alanları tekrar eski günlerine dönmeye gayret edebilir. Fakat her an virüs kapma endişesi nedeniyle home ofis çalışmanın, en azından bir süre ofis paylaşmaktan daha fazla tercih edileceğini söyleyebilirim.

Hızla gelişen teknoloji ve online uygulamalar sayesinde evlerdeki belli alanlar kolayca ofise dönüştürülebilir, neredeyse bütün işler evden ayrılmadan kolayca yürütülebilir. Bu da home ofis çalışma alışkanlığının hem Türkiye’de hem de dünyada yaygınlaşacağı anlamına geliyor. Ayrıca maliyet açısından da hem işverenler hem de çalışanlar için bunun daha kârlı olduğunu söylemek mümkün.

İşverenler için de çalışanlar için de elde edilen kazancın belli bir kısmı; gün içinde küçük görünen ofis harcamaları, yol masrafı, ofis kirası, faturalar, yeme-içme harcamaları gibi “zorunlu” kalemlere gidiyor. Home ofis çalışma hayatında ise bu tip giderlerin çoğu ortadan kalkıyor ve aslında ofisteki performansın aynısını, hatta belki de daha verimlisini göstererek daha fazla kar elde etmek mümkün hale geliyor. Üstelik Y ve özellikle Z kuşağının iş hayatına dahil olmasıyla birlikte personel profili de hızla değişti. Tüm günü ofiste geçirerek daha verimli olan nesil, yerini home ofis çalışırken de ekstra performans sunabilen kuşağa bıraktı. Yani tüm dünyada çalışma alışkanlığında köklü bir değişim yaşanıyor. Dünyanın en genç nüfuslarından birine sahip olan Türkiye için de bu değişime ayak uydurmak kaçınılmaz.