Geçtiğimiz günlerde Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) Avrupa genelinde derinleşen konut sorununu ele almak amacıyla Londra’da düzenlediği Konut Forumu’na konuşmacı olarak katıldım. Forumda 300’den fazla yönetici ve yatırımcı ile konut sorunu, toplumsal etkileri, teknolojik çözümler, kentsel dönüşüm gibi konular ele alındı. Ben bu organizasyonu çok önemli görüyorum, çünkü şehircilik anlayışının yaşadığı dönüşümü ve konut sorununun çözümü için atılması gereken adımları kapsamlı şekilde tartışma imkânı sunuyor.İçinde bulunduğumuz çağda şehirler artık sürekli yeniden kurulan, adeta her gün yeniden doğan canlı organizmalar konumundadır. Geçmişin durağan yaşam alanlarının yerini, daha dinamik ve yapılarla insanları bir bütün olarak ele alan kentler alırken, konut sorunu tüm insanlığı doğrudan ilgilendiren bir mesele hâline gelmiştir. Geçmişte bu konu yalnızca bir barınma problemi olarak değerlendirilebilirken, bugün ekonomik dayanıklılık, toplumsal istikrar ve sürdürülebilirlik gibi boyutlar da şehirciliğin temel etki alanları arasında yer almaktadır.
Bugün konut sorunu denildiğinde tartışmanın çoğu zaman yalnızca arz–talep dengesi üzerinden yürütüldüğü görülüyor. Oysa mesele yalnızca daha fazla konut üretmek değil; doğru planlama ve finansal sürdürülebilirlik çerçevesinde şehirleşmeyi bütüncül bir yaklaşımla ele almaktır. Kapsamlı bir organizasyonun ürünü olan konut üretiminde planlama, maliyet yönetimi ve teknolojik katkı gibi birçok temel bileşen yer alır. Bu bileşenlerden herhangi birindeki aksama, kentsel dayanıklılığın zayıflamasına yol açabilecek sonuçlar doğurabilir.
Kentsel dönüşüm temelde afet dayanıklılığı oluşturmayı amaçlasa da bu sürecin kamu–özel sektör iş birliğiyle daha başarılı ve uzun vadeli hâle getirilmesi zorunludur. Finansal risklerin paylaşılması, büyük ölçekli planlamaların yapılması ve üretim kapasitesi artırılırken maliyetlerin düşürülmesi gibi adımlar, kentlerin afetlere karşı direnç kazanmasına katkı sağlayacaktır. Bu iş birliği sayesinde yalnızca kentsel yapı stokunun yenilenmesi değil, aynı zamanda şehir ekonomisinin daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması da mümkün olacaktır.
Uzun vadeli planlama ve maliyetlerin düşürülmesi sayesinde afet riskleri azaltılırken, sosyal yapının dengelenmesi ve ekonomik zeminin güçlenmesi de mümkün hâle gelir. Ege Yapı olarak kentsel dönüşüm projelerine yaklaşımımız bu anlayış üzerine kuruludur. Yalnızca binaları dönüştürmeyi değil, şehirlerin ekonomik dayanıklılığını ve sosyal dengesini güçlendirmeyi de temel bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Konut sorunu elbette yalnızca kentsel dönüşüm başlığı altında ele alınmamalıdır. Yapı sektörünün teknolojik gelişmelerin en hızlı karşılık bulduğu alanlardan biri olduğu açıktır. İnşaat teknolojilerindeki ilerlemeler; modüler üretim yöntemleri, standartlaştırılmış mühendislik çözümleri ve enerji verimli tasarım yaklaşımları sayesinde üretim süreçlerini hızlandırırken kaynak kullanımını optimize etmekte ve maliyet baskısını azaltmaktadır. Bu çerçevede gerçek erişilebilirlik, çoğu zaman düşünüldüğünün aksine düşük standartlarla değil; ölçek ekonomisi, verimlilik ve uzun vadeli maliyet yönetimiyle mümkün hâle gelmektedir.
Konut arzının sürdürülebilir biçimde ölçeklenmesi ise yalnızca üretim hızının artırılmasıyla sağlanamaz. Doğru planlama, mühendislik disiplini ve finansal sürdürülebilirlik temelinde geliştirilen büyük ölçekli projeler ile kamu–özel sektör iş birlikleri; planlama süreçlerini hızlandıran, riskleri azaltan ve konutun daha geniş kitleler için erişilebilir olmasına katkı sağlayan kritik araçlardır. Özellikle deprem riski yüksek coğrafyalarda güvenli yapı üretimi yalnızca bir arz meselesi değil, ekonomik istikrarın ve şehirlerin finansal sürdürülebilirliğinin de temel unsurlarından biridir. Bu perspektiften bakıldığında kentsel dönüşüm, yalnızca fiziksel bir yenileme değil, aynı zamanda ekonomik dayanıklılığı güçlendiren stratejik bir yatırım alanıdır.
Özetle konut sorunu yalnızca bir barınma meselesi olarak görülemez. Konut politikaları; kentlerin sosyal dengesi, ekonomik dayanıklılığı, afet direnci, istihdam kapasitesi, yatırım güveni ve finansal istikrarı üzerinde doğrudan belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle çözüm yaklaşımının uzun vadeli, ölçek odaklı ve bütüncül bir perspektifle ele alınması zorunludur. Nihayetinde geleceğin şehirlerini bugünden inşa etmek, aynı zamanda geleceğin toplumunu da bugünden şekillendirmek anlamına gelmektedir.