Kişisel Blog
Sezgisel Liderlik mi, Veri Odaklı Liderlik mi: Karar Alırken Son Söz Kimde Olmalı?

Sezgisel Liderlik mi, Veri Odaklı Liderlik mi: Karar Alırken Son Söz Kimde Olmalı?

İş dünyasında çok uzun yıllar boyunca liderliğin; güçlü bir içgüdü, geniş bir vizyon ve hatta altıncı his benzeri bir sezgiyle inşa edilebileceğine inanıldı. Kararlılık ve öngörü, gerçek bir lider için olmazsa olmaz meziyetler olarak kabul edildi. Ancak yıllar ilerleyip teknoloji geliştikçe iş dünyası da dijitalleşmeye, karmaşıklaşmaya ve yoğunlaşmaya başladı. Bugün artık hemen her sektörde pazar dinamikleri hem çok yoğun hem de fazla değişken ve bilgi akışı da hiç olmadığı kadar güçlü. Bu durumda iş dünyasında bazı temel anlayışlar kaçınılmaz olarak değişirken liderlik de bu değişimden payına düşeni alıyor.

Artan bilgi akışında veriler yoğunlaşırken tecrübeye dayalı karar sistemleri artık tek seçenek olmaktan çıktı. Bugün artık analizler, tablolar, istatistikler derken en küçük ayrıntılar bile sayılarla karşılık bulur, açıklanır, incelenir hale geldi. Bu da veri odaklı liderliği beraberinde getirdi. Yani bugünün dünyasında tecrübenin yerini verileri okumak aldı diyebiliriz. Peki, tek doğru artık veri odaklı liderlik mi olmalı, yoksa üçüncü bir yol mümkün mü?

Sezgisel liderlik; kaçınılmaz olarak çeşitli önyargılara, doğrulama eksikliğine ve kişisel kör noktalara oldukça açık. Özellikle kriz anlarında ve büyümenin hızlandığı dönemlerde ağırlıklı olarak sezgilere dayanarak kararlar almak; piyasa sinyallerini, sektörel fırsatları ve tehditleri gözden kaçırmaya yol açabilir. Ayrıca iş dünyası dijitalleşip karmaşıklaştıkça artan veri yoğunluğu, insan zihninin sınırlarını aşan bilgilerin doğru analiz edilmesini gerekli hale getirmektedir. 
Rakipleri, sektörü, piyasayı, fırsatları, riskleri analiz eden araçlar, büyük veri ve yapay zeka ile birlikte büyük bir bilgi yığını oluşturuyor. Bu bilgi yığını da fırsatın nerede olduğunu, tehdidin nereden geldiğini, güvenli yolun hangisi olduğunu objektif veriler ışığında gösteriyor. Yani hem organizasyonun hem de tüm piyasanın kapsamlı bir analizini yapıyor. Sezgisel liderlik de bu analizi işleme, okuma ve yorumlama konusunda yetersiz kalabiliyor.

Sezgilerin Eksikleri ile Verilerin Empati Eksikliği Arasında Seçim Yapmak

Bununla birlikte veri odaklı liderlik, bu veri yığınını doğru okumayı mümkün kılsa da kanaatimce başka bir sorunu da beraberinde getiriyor: Karar alma mekanizmasının tamamen verilere, şemalara, algoritmalara dayanması durumunda bir tür analiz felci yaşanabiliyor. Çünkü veriler, kültürel ve sosyal bağlamlardan uzaktır. Ayrıca empati yeteneğinden de yoksundurlar. Bu nedenle de veriler geçmişi ve şu anı çok doğru okusalar bile geleceğe yönelik çıkarımlar yaparken toplumsal dinamikleri, ani kırılmaları, tüketici psikolojisindeki önemli bir değişimi tam anlamıyla öngöremeyebilirler.

Buna ek olarak iş hayatı her ne kadar veriler üzerinden okunabilse de çalışanların ve müşterilerin birer insan olduğu unutulmamalıdır. Veriler, insanların nasıl davrandığını gösterse de neden öyle davrandıklarını ne hissettiklerini ne düşündüklerini tam olarak yansıtmakta çoğu kez yetersiz kalır. Burada empati yeteneği kullanılarak dile getirilmemiş ihtiyaçların ya da beklentilerin yorumlanması gerekir.

Kısacası sezgilerle dayalı liderlik modeli, büyük verinin okunmasını ve analizlerin ayrıntılarının değerlendirilmesini eksik bırakabilir. Veriye dayalı liderlik modeli ise “neden” sorusunu cevaplamakta yetersiz kalıp empati ihtiyacını beraberinde getirecektir. Bu nedenle ben modern liderliğin geleceğinin, veri ile sezgi arasında keskin bir ayrım yapmak yerine bu iki gücün birbirlerini tamamlayacak şekilde kullanılmasında yattığına inanıyorum. Verilerle sezgiler arasında bir denge sağlamak, sezgilerin veriye dayalı gerçeklerle sağlamasını yapmak bence en doğru seçenek.

Karar alma süreçleri somut verilerin analiziyle başlamalı, riskler verilere dayalı olarak hesaplanmalı. Ancak elde edilen sonuçlar mutlaka liderin tecrübe süzgecinden ve vizyonundan geçirilmeli. Tabii bunu en doğru şekilde yapabilmek için liderlere önemli görevler düşüyor. Yöneticilerin insan faktörünü, dile getirilmeyen ve verilere yansımayan düşünceleri doğru analiz edebilmeleri için sık sık sahaya inmelerinin şart olduğunu düşünüyorum. Ancak bu şekilde ölçülebilir metriklerle bireysel ve toplumsal dinamiklerin bir araya getirilmesi mümkün olabilecektir.

Veri odaklılık ile sezgisel liderlik birbirinin zıttı değil, dayanıklı ve esnek bir stratejinin iki unsurudur. Sadece rakamlara bağlı kalan bir yapıya dönüşmek ya da sadece hislerle hareket etmek yerine eldeki veriyi, şirketin değerleri ve tecrübe odaklı sezgilerle harmanlamak gerekir. Geleceğin iş dünyasında kalıcı olacak kurumların da stratejiyi veriyle besleyen, ancak sezgilerini asla kaybetmeyen liderler tarafından inşa edileceğine inanıyorum.