Kişisel Blog

Şehirlerde Düşük Emisyonlu Bölge Uygulamasında Londra’dan Neler Öğrenebiliriz?

Dünyamız her geçen gün küresel iklim krizinin etkilerini daha güçlü bir biçimde hissederken devletler ve özel kuruluşlar da uzun yıllar boyunca yapılan hataları telafi etmeye ve karbon emisyonunu düşürmeye yönelik faaliyetler yürütüyor. Suyun ve toprağın kirlenmesini önlemeye yönelik bu faaliyetlerin bir diğer ayağı ise hava kirliliğini merkeze alıyor. Çünkü her yıl milyonlarca insan kirli havanın neden olduğu hastalıklar nedeniyle hayata veda ediyor.

Hava kirliliği ve karbon emisyonunun artışındaki en büyük paylardan biri ise ulaşım sektörüne ait. Verilere göre küresel karbon emisyonunun yaklaşık %30’unun kaynağı ulaşım ve ulaşımda en büyük pay ise %70 ile otomobil, kamyonet, kamyon gibi araçlar. Bu büyük kirlilik kaynağının önüne geçmek için ise dünyanın birçok bölgesindeki -özellikle Avrupa’daki- şehirlerde temiz hava bölgeleri oluşturulmaya başlandı. Low Emission Zone (LEZ) olarak adlandırılan bu bölgelerde trafiğin neden olduğu hava kirliliği ve karbon salınımının önüne geçmek için araç trafiğine kapalı ya da koşullu izin verilen bölgeler oluşturuluyor.

Bugün Avrupa’da 400’e yakın kentte düşük emisyon alanları bulunuyor ve 2025’e gelindiğinde bu sayının 500’ü aşması hedefleniyor. Temel olarak şehirlerdeki hava kirliliğini önlemek için bölgelere giren araçları kısıtlayan bu yaklaşım, hava kalitesini iyileştirmek için daha az karbon salınımı yapan araçların kullanımını teşvik ediyor. Belirlenen standartlara uymayan araçların seçilen bölgelere girmesi için ise çeşitli ücretler ödemeleri gerekiyor.

Norveç, Hollanda, Finlandiya, İtalya, Almanya, Fransa gibi ülkeler bu nedenle çok sayıda şehri ve yaşam alanını düşük emisyon bölgesi ilan etmiş durumda. Bu anlayışı benimseyen ülkelerden bir diğeri ise Birleşik Krallık. Çok sayıda şehirde belirlenen standartları karşılamayan araçların girişi karşılığında ücret alan ve bu araçların trafikten çekilmesi için çalışmalar yapılan ülkede öne çıkan şehirlerden biri ise Londra.

Londra’da Hava Kirliliğine Karşı ULEZ

Yılda yaklaşık 4 bin kişinin hava kirliliğine bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiği açıklanan Londra’da 2008 yılında duyurulan LEZ (düşük emisyon bölgesi) faaliyetleri, her geçen yıl arttı ve kapsama alanı genişletildi. Öyle ki 2019 yılında ULEZ (Ultra Low Emission Zone) olan yani ultra düşük emisyon bölgesi ile Londra şehrinin büyük kısmı kapsama dahil edildi. 2023’ün ikinci yarısında ise kapsam tamamen genişletilerek 9 milyon insanı yani Londra şehrinin tamamını kapsayacak.

Belli bir ağırlığın üzerindeki kamyonlar, 2007 öncesi üretilen motosikletler, hava kirliliği ve karbon salınımını önlemeye yardımcı filtreleri ve teknolojileri bulunmayan 2006 öncesi üretilmiş benzinli otomobiller, minibüsler, kamyonetler ile 2015 öncesi üretilen dizel araçlar bu bölgeye girecekleri zaman gün başına 12.5 sterlin (yaklaşık 15 dolar) ödemek zorunda. Tabii yasaklar ve giriş için istenen ücretler dışında teşvikler de mevcut. Karbon salınımı standartlarını karşılamayan araçların değiştirilmesi için özellikle engelli ve düşük gelirli Londralılara 110 milyon sterlinlik bir kaynak ayrılmış durumda. Peki, tüm bu düzenlemelerin yani düşük emisyon bölgesinin faydaları neler olmuş?

İlk olarak şehir merkezinde zehirli nitrojen dioksit oranında %30’a yakın azalma görülmüş. Ayrıca hava kirliliği, Birleşik Krallık’ın genelinden 5 kat daha hızlı azaltılmış. Bir yıl içinde sürücülerin çok büyük kısmı, istenilen standartları karşılamış ve çevre kirliliğine neden olan araç sayısı da %60 oranında azalmış.

Program ile ilgili farklı görüşler olmasına rağmen çok uzun olmayan bir süre içerisinde elde edilen bu başarı, aslında bize de örnek olabilir. Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi nüfusun yüksek ve trafiğin çok yoğun olduğu şehirlerde karbon emisyonunu artıran araçların yenilenmesi sağlanabilir. Fosil yakıtlı araçlar yerine TOGG ve diğer elektrikli araçların kullanılmasına yönelik girişimler de hızlandırılabilir. Bunun için özel fonlar oluşturularak sürücüler teşvik edilebilir. Ayrıca şehirlerin çeşitli bölümlerini araç trafiğine tamamen kapatmak ve alternatif güzergahlar hazırlayarak araç trafiği oluşmasının önüne geçmek de yapılabilecekler arasında. Bu sayede biz de karbon sıfır ve sürdürülebilirlik hedeflerini yakalama konusunda ulaşımın zararlarını en aza indirebilir, geleceğe daha yeşil bir Dünya bırakabiliriz.
Girişimcilik
Şehircilik ve Çevre
İnovasyon