Kişisel Blog Sitesi

Yeni Nesil Ofis Mimarileri Verimliliği Nasıl Etkiliyor?

Son dönemde yapılan araştırmalar, çalışanların verimliliği ile ofis mimarisi ve tasarımı arasındaki bağın oldukça kuvvetli olduğunu gösteriyor. Aslında bir çalışanın, gününün en az üçte birini iş yerinde yani ofiste geçirdiğini düşününce bu bağlantıyı kurmak çok da zor değil. Hatta hafta sonları ve mesailer düşünülürse zamanın büyük kısmı ofiste geçiyor. Yani iş alanları, çalışanlar için aslında bir yaşam alanına dönüşüyor ve bu yaşam alanının ideal koşullara sahip olmaması da performansı ve verimliliği doğrudan etkiliyor.

İstatistiklerle konuşacak olursak en başta şunu söylememiz gerekir: Yapılan araştırmalara göre ofis mimarisinin ve çalışma ortamının iyileştirilmesi, çalışan performansını %20 oranında artırıyor. Ayrıca her 3 çalışandan 1’i, bir işi kabul edip etmemesinde çalışacağı ortamın ve mimarisinin etkili olduğunu söylüyor. Çalışanların %80’i de iş tatmini ile çalışma ortamı kalitesini birbirine bağlantılı kavramlar olarak görüyor.

Bu konuda birkaç istatistik daha verelim. Uluslararası mimarlık firması Gensler’in araştırmasına göre kötü tasarıma sahip ofislerin İngiliz iş dünyasına yıllık maliyeti 135 milyar sterlini buluyor. Yıllar önce yapılan bu araştırma; verimlilik, performans, aidiyet, yenilikçi düşünce gibi kavramlar konusunda çalışanlar ile ofis tasarımı arasındaki bağ üzerine odaklanıyor. Böylesine yüksek bir maliyetin ortaya çıkması da iş geliştirme ve hedefleri yakalama konusunda aktif personelin yeterince motive olamaması, günlük maliyetlerin yüksek olması gibi sebeplere dayanıyor.

Son olarak çalışanların yaklaşık %60’ı iş ortamının, verimliliklerini artıracak şekilde tasarlanmadığını ve sadece %30’unun ofislerini müşterilere göstermekten mutlu olacağını ortaya koyuyor.

Tüm bu istatistiklerin bize söylediği ise iş yerinde performansı artırmak ve motive çalışanlara sahip olmak için ofis tasarımının mutlaka dikkat edilmesi gereken konulardan biri olduğu. Çünkü en başta da söylediğim gibi bir çalışan, vaktinin çok büyük kısmını iş yerinde geçiriyor. Öyle ki hem sosyal hem de profesyonel ilişkilerini burada gerçekleştiriyor.

Aslında ofis tasarımı konusu çeşitli dönemlerde değişime uğradı. On yıl öncesine kadar iş yerlerinde kapalı ofis olarak adlandırabileceğimiz geleneksel ofis tasarım sistemi yaygındı. Yani çalışma alanları küçük odacıklara bölünüyor ve birkaç kişiden oluşan topluluklar oluşturuluyordu. Bunun özel alan, sakin ortam ve ilgili birimlerin bir arada olması gibi faydaları olacağı düşünülüyordu. Çok da haksız olmayan bu anlayış, son dönemde yerini açık ofis anlayışına bıraktı. Burada çağın ruhunun etkisini de görmek mümkün. Birlikte düşünmek, ortak aklın ortaya koyacağı fikirleri zenginleştirmek, küçük alanlara sınırlandırılmamak, açık ofislerin getirileri arasında görülüyor.

Ancak burada hangi ofis tipinin daha iyi olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü iş ortamından beklenti, sektöre, hatta o şirkette çalışılan birime göre bile değişkenlik gösterebiliyor. Mesela gazeteler, finans kuruluşları, reklam ajansları, çağrı merkezleri ve tasarım atölyeleri için açık ofis mimarisi uygunken hukuk, muhasebe, insan kaynakları gibi alanlarda geleneksel ofis tasarımı tercih edilebilir. İlk grupta hızlı bilgi alışverişi ve etkileşim önemliyken ikinci grupta ise öncelik, rahat düşünülebilen bir alandır. Hatta bu şirketlerin müşteri temsilcileri için ofiste bağımsız bir alan oluşturulması bile gerekebilir.

Kısacası ofis verimliliğini artırmak için kapalı ya da açık ofis mimarisinden sadece birini seçmek gerekmiyor. Bunun yerine çalışanlar, sektör ve beklentiler dikkate alınarak gerekiyorsa bir harman yapılmalı. Önemli olan, o ofiste zaman geçiren kişilerin konforu ve aidiyet duygusunu hissetmesi. Bu sayede personel motivasyonunun artacağını ve dolayısıyla da verimliliğin yükseleceğini düşünüyorum. Ofis tasarımı şehir tasarımı gibi düşünülürse ve farklı ihtiyaçlar için farklı alanlar oluşturulursa daha canlı, hareketli, enerjisi yüksek ve en önemlisi işlevsel bir iş ortamı elde edilebilir.