Kişisel Blog Sitesi

Şehirlere Nefes Aldıracak Ekolojik Çözümler

Dünyamız yaşlanıyor. Her ne kadar evrenin yaşı düşünüldüğünde genç bir gezegen olarak kabul edilse de son yüz yılda verdiğimiz zararlar bile dünyanın ömrünü kısaltmayı başardı. Üstelik buna hala devam ediyoruz. Düzensiz yapılaşma, enerji kaynaklarının yanlış kullanımı, yeşil alanların yok edilmesi derken özellikle büyükşehirler, yaşanması güç yerler halini almaya başladı.

2017 yılında, Dünya Bankası ve Dünya Sağlık Örgütü’nün 26 uluslararası üniversite ile ortak yürüttüğü bir çalışma sonucunda, iklim değişikliğindeki ilerlemeyi inceleyen bir rapor yayımlanmıştı. Bu rapora göre 2000 yılından bu yana aşırı sıcak havalara maruz kalan insan sayısı rekor kırmış ve yaklaşık 200 milyon olmuş. 2050’de ise bu sayının 1 milyar olması bekleniyor. Yine aynı rapora göre 2015 yılında kömürle enerji üretimi, ulaşım ve ısınmada fosil yakıt kullanımı gibi nedenlere bağlı hava kirliliği nedeniyle 21 Asya ülkesinde 800 binden fazla erken ya da önlenebilir ölüm gerçekleşmiş. Üstelik Dünya Sağlık Örgütü’nün hava kirliliği standartları dikkate alındığında dünya genelindeki şehirlerin yaklaşık %90’ında yaşayan insanlar kirli hava soluyormuş. Yine rapordan öğrendiğimize göre son 20 yılda dünyada havaya ve hava kirliliğine bağlı felaketlerin yaşanma oranı da %40’tan fazla artmış.

Bu felaketlerden en çok etkilenenler de şehirlerde yaşayan insanlar. Özellikle büyükşehirlerdeki insanlar; kalabalık, trafik ve endüstriyel atıklar nedeniyle hava kirliliğine daha fazla maruz kalıyor. Bu da soludukları havayı daha tehlikeli kılıyor. Şehirlerin yeşilden ve doğal hayattan tamamen arınmış olması ise bu kirli havanın temizlenmesini önlüyor. Bunun çözümünü arayan bilim insanları ve mimarlar da farklı öneriler sunuyor. Bunlardan biri dikey ormanlar. Bir ağaç yılda ortalama 110 kg oksijen üretir ve havadaki zehirli partikülleri temizler. Ayrıca 400 kg karbondioksiti de emer. Yani ağaçlar, bulundukları ortamı güzel göstermelerine ek olarak hayatımızı da güzelleştirirler. “Dikey ormanlar” da bu güzelliği şehirlere taşıma çabasının bir ürünü.

İtalyan mimar Stefano Boeri’nin İtalya’nın Milano şehrinde inşa ettiği Bosco Verticale; biri 80, diğer 110 metre yüksekliğe sahip iki farklı kuleden oluşuyor. Bu kulelerin ortak özellikleri ise her açıdan ağaçlarla donatılmış olmaları. Yüzlerce ağaç ve bitkiyle donatılan kuleler için yaşayan binalar demek mümkün. Üstelik karbondioksit emip oksijen üretmelerinin yanında binaların fazla ısınmasını, soğumasını ya da toz nedeniyle aşırı kirlenmesini de önlüyorlar. Yani dikey ormanlar, hem kuşların ve böceklerin hem de insanların hayatını kurtarmak için hizmet ediyorlar. Dikey orman projeleri günümüzde Çin, Tayvan, Belçika, İtalya, Hollanda gibi ülkelerde yaygınlaşmaya başladı. Dikine ormanlar yaygınlaştıkça da betonlaşma nedeniyle üzerlerinden ısı adaları oluşan şehirler tekrar doğayla barışabilir.

Şehirlerin nefes alması için geliştirilen projelerden biri de Danimarkalı BIG firmasına ait. ABD Kaliforniya’daki Oakland Beyzbol Takımı Stadyumu için tasarlanan proje, stadın etrafını yeşille kaplamaktan biraz daha fazlasını sunuyor. Stadın etrafını park benzeri bir yaşam alanına dönüştürecek projede çatı ise yeşillik alan olarak planlanmış. Dalgalı bir tasarıma sahip çatı, küçük bir orman görünümünde olacak.

Yeşil şehir projelerinin son örneği ise bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi görünüyor. Londra merkezli bir mimarlık ofisi olan EcoLogicStudio tarafından geliştirilen “Yaşam Perdesi” isimli proje, hava kirliliğiyle mücadele ediyor. Bunu da üzerinde yer alan alglerin fotosentez yapmasıyla gerçekleştiriyor. Günde bir kg karbondioksit emebilen bu perdeler, 20 büyük ağaç kadar performans sunuyor. Perdelere yerleştirilen algler, fotosentez ile karbon tutulmasını pekiştiriyor, karbondioksiti emip havaya oksijen salgılıyor.

Tüm bu projelerin ortak özelliği, şehirlerdeki hava kirliliğini minimum seviyeye indirmek. Böylece şehirlerin sakinleri biraz daha rahat nefes alacak, hava kirliliğine bağlı hastalıkların ve sorunların yaşanma oranı düşecek. En azından teoride beklenen bu ama pratikte bu çalışmaların sürdürülebilir olup olmadığını zaman gösterecek.