Kişisel Blog Sitesi

Neokültür Şehir Tasarımını Değiştirmeye Geliyor

Her dönem olduğu gibi bugün de kültür anlayışı tüm dünyada hızla değişirken geçmişte popüler ve modern olan, bugün işlevini yitirebiliyor. Sanatta, sinemada, modada olduğu gibi şehircilikte de bu değişimi görmek mümkün. Çağın değişim kavramının adı ise neokültür. Değişimi, dönüşümü, var olandan maksimum verim almayı, yenisini alıp eskisini atmak yerine eskiyi çok daha iyi değerlendirmeyi merkeze alıyor.
Neokültürün mimaride ve tasarımdaki yansıması, eskiyle yeniyi birleştirip dönüştürmek üzerine. Nasıl mı? Mesela eski park yerlerini ya da alışveriş merkezlerini düşünün. Bu büyük atıl alanları dönüştürüp başka amaçlar için kullanıma açmak mümkün mü? Neokültüre göre evet, mümkün. İşlevini yitiren alanlar; kütüphanelere, eğitim merkezlerine ya da küçük ama işlevsel konutlara dönüşebilir. Bunda amaç, yeni binalarla yeni yaşam alanları açmak yerine var olan binaları başka şekillerde de olsa kullanarak daha verimli kılmak.
Biz insanlar dünyada çok fazla iz bırakıyoruz. Karbon ayak izimizle ve artan nüfusumuzla dünyayı zor bir geleceğe doğru itiyoruz. Neokültür, bu birleşim ve dönüşüm anlayışıyla var olan yapıları maksimum performansla değerlendirmeyi hedefliyor. Böylece dünyada kapladığımız alanı ve karbon ayak izimizi kontrol altında tutmayı başarabiliriz. Belki çok yeni bir fikir değil. Geçmiş dönemlerde de zaman zaman gündeme gelen bir anlayış, ama artan nüfus düşünülünce en çok ihtiyaç duyulan dönem de günümüz.
Yıllar ilerledikçe dünya kalabalıklaşıyor ve barınma ihtiyacı artıyor. Tabi bu ihtiyacın çözümü sadece yeni binalar yapmak değil. Yeni binalar yapmakla birlikte var olan binaların da dönüştürülerek tekrar kullanıma uygun hale getirilmesi şart. Bunu yaparken de doğanın ve yeşilin önemi unutulmamalı tabii. Yaşanabilir bir dünya için şehir planlamasında yeşil alan, neokültürün de hassas noktalarından.
Neokültür anlayışı ayrıca günlük yaşamda yerelleşme kültürünü de öne çıkarıyor. Yerel kaynaklara yönelmek, yerli ürün satın almak, yerel markaları desteklemek, şehrin ve ülkenin kendi yaşam döngüsünü sağlamak için önemli.
Peki, bu yeni anlayış şehir tasarımına başka nasıl etki edecek? Şehir merkezindeki yüksek bedeller ve karmaşa yerine şehrin etrafına yerleşmek yaygınlaşacak. Yani Batı kültüründeki banliyö kavramı, neokültürle birlikte değişime uğrayacak. Masraflı olduğu için şehir merkezi yerine biraz daha uzaktaki bölgelerde yaşama zorunluluğu, bir mecburiyet olmaktan çıkıp bilinçli bir tercihe dönüşecek. Böylece şehirler, sınırlarına doğru genişleyecek ve bir merkez yerine çok merkezli bir yapıya sahip olacak.
Sürdürülebilirlik ve dönüştürülebilirlik de neokültür anlayışının sahiplendiği kavramlar. Tüketiciler, ürünleri ömür boyu kullanma beklentisinde olacak. Sık sık değiştirip eski ürünlerden kurtulma kültürü, yerini uzun süre kullanmaya bırakacak. Bir ürün, işlevini yitirince de geri dönüşüm ile başka bir şekilde kullanılacak. Yani bir “üründen” maksimum verim beklenecek.
Bunu sadece küçük ürünlerde görmeyeceğiz elbet. Yaşam alanlarının dönüşümü, boş veya işlevsiz binaların değişimi, eskiyle yeninin harmanlanması, şehir tasarımını da değiştirecek. Aslında kültürümüzdeki “hiçbir şeyi boşa harcamama” ve doğayla iç içe yaşama anlayışına oldukça uygun. Yani neokültür isimli bu değişim anlayışı, bizim için bir bakıma köklere dönüş demek.