Kişisel Blog Sitesi

Engellilerin Şehirden Beklentisi “Engelsiz Tasarım”

OECD verilerine göre dünya nüfusunun %15’i engelli bireylerden oluşuyor. Yani 1 milyardan fazla engelli insan var. Türkiye’de ise bu sayı resmi olarak 1.5 milyonun üzerinde. Resmi olmayan istatistikler ise bunun çok daha fazlasını, neredeyse 10 milyon kişiyi işaret ediyor. Bu istatistikler de engelli bireylerin “dünyadaki en büyük azınlık grup” olarak nitelendirilebilmesine yol açıyor. Çünkü tüm dünya, engelli bireyler için yaşam alanı tasarlama konusunda oldukça yetersiz. Bu da onların gerçek potansiyellerini ortaya çıkarmasına ve kendilerini ifade etmesine engel oluyor. Şehirleri engelli olmayan insanlara göre dizayn ediyoruz ve hayatı engellilere daha zor kılıyoruz.

Engellilik genel olarak zihinsel, görme, işitme ve konuşma, ortopedik ve süreğen olmak üzere 5 başlıkta incelenir ve bize düşen de “engelsiz şehir” kavramına uyacak ve tüm engellilerin rahatça yaşayabileceği şehirler inşa etmek.

Herkes için erişim sağlamak, engelsiz şehirler ve engelliler için uygun yaşam alanları organize etmek için ihtiyaçları belirlemek ve planlı hareket etmemiz gerekiyor. Peki, nedir bu ihtiyaçlar? Yani engelsiz şehir tasarımı nasıl olmalı? Mesela yollar, kaldırımlar, parklar, bahçeler, okullar, tüm kamusal binalar, çevre düzenlemeleri tasarlanırken fiziksel engelliler için rampalar, asansörler, geniş kapılar ve yollar düşünülmeli. Bir yürüme engellinin herhangi bir binaya ya da alana hiçbir yardım almadan ulaşabilmesini sağlayacak şekilde giriş ve iç tasarım hazırlanmalı. Bunu sağlamak aslında çok da zor değil.

Başka neler yapılmalı? Kentlerde yol ve üst geçit uygulamaları genellikle trafiğin daha hızlı ve sorunsuz akmasını sağlamaya yöneliktir. Ancak çalışmalar yapılırken tüm engelli bireylerin ihtiyaçları da göz önünde bulundurularak rampalı üst ve alt geçitler, ışıklı ve sesli trafik uyarıcıları, engellilere de uygun toplu taşıma araçları, sayısı artırılmış engelli park alanları, kaldırımların daha özgürce kullanılmasını sağlayacak düzenlemeler, engellilerin de rahatça bekleyebilecekleri ve gelen toplu taşıma aracından haberdar olabilecekleri şekilde tasarlanmış otobüs durakları olmalı. Yani trafik unsurları sadece “engelsiz” bireyler için tasarlanmamalı.

Kent mobilyaları olarak adlandırılan çöp konteynerleri, telefon kulübeleri ile birlikte büfeler, otomatik satış noktaları, gişeler; engellilerin kolayca erişim sağlayabilecekleri ve yardım almadan işlemlerini gerçekleştirebilecekleri şekilde tasarlanmalı. Biz toplum olarak yardım etmeyi çok severiz. Ancak bazen yardım girişimi bile onların rahatsız olmasına neden olabilir. Bu nedenle yardıma gerek kalmadan işlemlerini gerçekleştirmek isteyenlere bu imkanları sağlamak daha önemli.

Tabii konutları tasarlarken de bu anlayışa riayet edilmeli. Yüksek eşikli girişlerin, kot farkı nedeniyle yarım katlık rampasız merdivenlerin ve asansörsüz yapıların önüne geçmek şart. Ayrıca ev içinde tuvalet ve banyo dahil olmak üzere tüm alanlara rahatlıkla ulaşılabilecek şekilde iç tasarım da önemli. Burada akıllara şöyle bir soru gelebilir: Tamamı engellilere ait olan ve ihtiyaçlara uygun olarak tasarlanan toplu yaşam alanları inşa edilmesi daha doğru değil mi? Aslında değil. Çünkü bu uygulama, eşitliği sağlamak yerine engelli bireylerin toplumla entegre olmasının önüne geçer. Bunun yerine binalar ihtiyaçlara uygun şekilde tasarlanmalı ve karma yaşam alanları oluşturulmalı.

Dünyada engellilerin rahatça yaşamlarını sürdürebildiği şekilde tasarlanmış şehirler yok mu? Tabii ki var. Avila, Salzburg, Berlin, Göteborg gibi şehirler, engelsiz şehir tasarımlarıyla ödül alacak kadar bu alanda başarılılar.